sınırların ucunda uçmak...
15 Şubat 2007 Perşembe
ayaklı güller günü

Malumunuz dün sevgililer günüydü.
Bugün de arkadaşları çatlatma ve sevgiliye değersiz bir adam muamelesi yapma günü. Hediyeler ortaya saçılacak. Bir çok kızımız
-Baaaak... bana ne almış...
-Ay seninki de pek zevksizmiş canım.
-Ala ala bunu mu almış kazma!
-Benim sevgilim çok romantiktir. Elinde gülle yağmur altında sırılsıklam beni bekliyordu.
-Ahahahah!.. Kızım herif klasikleri oynamış sana. Kafayı çalıştırıp değişik birşeyler düşünmemiş bile.
-Ahahahaa.. Biz bu filmi çok gördüüüük. Filmin sonunda da sepet havası çalar bildiiin.
Bu ve benzeri dialoglar bazen canlı bazen de kafaların üstündeki düşünce bulutlarında cereyan eder bugün. Ve bazen esas oğlan ve esas kız yeniden buluştuklarında kız, çocuğa milyonların katili muamelesi yapar. 'Sen dünyada neden varsın ki' Söylenmez ama gözlerden adeta zulüm fışkırır. Sonları hayırlı olsun :)))))
Ben hediye almadım kocacığıma. Ne de o bana. Neden derseniz kısaca benim kocam romantizmden nasibini alamamış çocuk ruhlu bir maçodur. Ben de yıllardır ne zaman beni şaşırtacak diye beklemekten sıkıldım.
7 senedir sevgiliyiz. İlk Sevgililer gününde kavgalıydık. Benim çalışmama bozuluyordu beyefendi. 2. ve 3. de askerdi. 4. de evliydik ama kızkardeşiyleydik bütün gün. Öyle oturduk evde kös kös. 5. de aldığı hediyeyi paketini görmeden tahmin ettim yine beni şaşırtamadı. 6. da ayyy anlatamıcam. ve 7. Ben artık sevgilim beni şaşırtsın diye beklemiyorum. Hatta hediye alma yasağı koydum. Sinirlenmektense. Ama bu yanlızca sevgililer günü için geçerli değil. En son evlilik yıldönümümüzü unuttuğundan beri bu tür günleri kutlama yasağı koydum. 7 Şubat doğum günümdü mesela. En sadesinden ama daha güzeldi be ya. İnsanın beklentileri az olunca ufacık birşeyden bile mutlu olabiliyor. Çekine çekine sarılıp 'iyiki varsın yavrum' demesi yetti. Ne yapalım yahu. Ben istesem o bana her türlü hediyeyi alır gücünün yettiğince. Ama ben beni şaşırtmasını istiyorum. E onda da bu kabiliyet yok. Böyle kabul edicez artık. Sevmek onu olduğu gibi kabul etmek değil midir zaten.
Herkes anasının karnından romantik doğmuyo ya!
Sevgiler
8 Şubat 2007 Perşembe
nihayet
Oy Oy Oy!........
Kısa dediğim araya da bak sen. Uzadı gitti. İlk önce sevgili blogger engelledi bloğuma erişmemi. Acayip bişeyler oldu. Sonra bir sürü aksilik. Ama hayat aynı hayat. Ben aynı ben. Ve yine burdayım. Bilmiyorum ne sıklıkta uğrarım ama buralardayım ya. Artık çok daha keyifli bir meşgalem var. Biraz da ondan sanırım ihmal edişim. Allah nasip ederse yazın bir misafirim gelecek. Ona hazırlık yapıyorum. Aslında o artık hep benimle ama yaza kadar sabırla beklicez. Ve kendisiyle o zaman tanışıcaz. Yani bir kaç ay sonra kız ya da erkek isimleri sormaya başlıcam size. Dünyaya merhaba diyen bir ufaklığa lazım olacak.
Kısa dediğim araya da bak sen. Uzadı gitti. İlk önce sevgili blogger engelledi bloğuma erişmemi. Acayip bişeyler oldu. Sonra bir sürü aksilik. Ama hayat aynı hayat. Ben aynı ben. Ve yine burdayım. Bilmiyorum ne sıklıkta uğrarım ama buralardayım ya. Artık çok daha keyifli bir meşgalem var. Biraz da ondan sanırım ihmal edişim. Allah nasip ederse yazın bir misafirim gelecek. Ona hazırlık yapıyorum. Aslında o artık hep benimle ama yaza kadar sabırla beklicez. Ve kendisiyle o zaman tanışıcaz. Yani bir kaç ay sonra kız ya da erkek isimleri sormaya başlıcam size. Dünyaya merhaba diyen bir ufaklığa lazım olacak.
Nasipse inşallah!
13 Ocak 2007 Cumartesi
!!!
kısa bir ara...
Maalesef kısa bir ara vermek zorundayım.
Bazı önceliklerimi öne almam lazım.
Fazla ihmal ettim.
Siz dostlarla güzel paylaşımlar için
En iyi dostumu, kendimi biraz şımartmalıyım.
(Arada uğrarım belki belli olmaz.)
Hadi Allah'a emanet.
:))))))))))
Adamın biri feci bir kaza geçiriyor. Beyin meyin dağılıyor asfalta. Alelacele hastaneye. Hemen alıyorlar adamı ameliyeta. Yeni bir beyin lazım tabi.
Cerrah, hasta yakınlarının yanına gidiyor.
-Hastanın acele yeni bir beyne ihtiyacı var.
-Elimizde bir kadın, bir de erkek beyni var.
-Kadın beyni 100 bin dolar.
-Erkek beyni 1 milyon dolar.
Cerrahın çevresinde telaşla bekleyen hasta yakınları bir anda duyduklarının şokuna yaşar.
Kadınlar mahçup ve ezik bir şekilde başlarını önüne eğer.
Baksana beynimizin bi kıymeti bile yok... diye düşünürler.
Erkeklerin de kotuklarında karpuz var misali havalarından hastanenin bütün oksijen tüpleri dolar.
Fakat bir kadın dayanamaz ve sorar...
-Doktor Bey... neden kadın beyni 100 bin de erkek beyni 1 milyon???
Doktor cevap verir:
-Hanımefendi kadın beyni kullanılmış oluyor ondan piyasası yok, fakat erkek beyni 2. elde bile sıfır.
Cerrah, hasta yakınlarının yanına gidiyor.
-Hastanın acele yeni bir beyne ihtiyacı var.
-Elimizde bir kadın, bir de erkek beyni var.
-Kadın beyni 100 bin dolar.
-Erkek beyni 1 milyon dolar.
Cerrahın çevresinde telaşla bekleyen hasta yakınları bir anda duyduklarının şokuna yaşar.
Kadınlar mahçup ve ezik bir şekilde başlarını önüne eğer.
Baksana beynimizin bi kıymeti bile yok... diye düşünürler.
Erkeklerin de kotuklarında karpuz var misali havalarından hastanenin bütün oksijen tüpleri dolar.
Fakat bir kadın dayanamaz ve sorar...
-Doktor Bey... neden kadın beyni 100 bin de erkek beyni 1 milyon???
Doktor cevap verir:
-Hanımefendi kadın beyni kullanılmış oluyor ondan piyasası yok, fakat erkek beyni 2. elde bile sıfır.
11 Ocak 2007 Perşembe
şşşşiiiişşt!

Hadi kalkta kanın bi tam tur atsın vücudunda.
Bak şarkı da müsait.
Birazcık danstan hiçbişeycik olmaz.
:) :)
Bu kadın, ben kendimi bildim bileli
çığırır durur:
Its raning man! Its raining man!
Şükür ki: bişey olduğu yok
:)
10 Ocak 2007 Çarşamba
NEDEN BEN?

Hayat çok tuhaf. Türlü türlü sıkıntılarla dolu. Herkesin bir ya da iki ya da çok daha fazla derdi vardır eminim. Boğuşur dururuz. Mücadele ederiz. Hayat bunu gerektirir çünkü. Yaşamak budur.
Yıkıldığımız zamanlarda olur muhakkak. Savaşmayı bırakıp bir kenara çekiliveririz. Uzaktan bakarız hayatımıza. Nedir? Değer mi? Nereye kadar? Ne uğruna? Bir sürü soru kafamızda kemirir sabrımızı. Kimilerimiz bunu bir dinlenme ve sorumluluğunu daha büyük bir aşkla kucaklamak için verilmiş bir mola gibi kabul edip döner yeniden meşguliyetine.
Ama kimileri bu kadar çabuk toparlanamaz. Ve başlar sormaya: Neden ben? Neden ben?
Alır başını gider bazısı nereye gittiğini bilmeden.
Bazısı da .........
Evet benim "neden ben?" dediğim konu bu ikinci bazılarıyla ilgili...
....
Ortaokula gidiyordum. Sıradan birgün. Sınıftan bir arkadaşım aradı. Korku doluydu sesi. "Ben bir sürü ilaç içtim" Tabi inanmadım hemen. "Beni işletiyosun. Yalan söylüyosun." Yaklaşık bir 5 dakika ikna etmeye çalıştı beni. İnanasım gelmiyordu. Ama ya sırf ben ona inanmadığım için geç kalınmış olursa diye düşünmeden de edemiyordum.
Ne yapacağımı şaşırdım. Belki bir yarım saat dil döktüm. Ailesinden kimse yok evde. Ben de sadece kızı bilir tanırım zaten. O İzmit'in bir ucunda ben bir ucunda. Aklım çıktı desem yeri var. Ben küçükken çamaşır suyu içmiştim bir kere, bilinçsizce tabi. Bol yoğurt yedirmişlerdi. O geldi aklıma. Yoğurt ye. Miden bulanana kadar bal şerbeti iç diyorum. O da yapıyor bişeyler. Anlayacağınız benim bunalımlı arkadaş hapı yutmuş pişman da olmuş ama ailesine söylerse daha beter olacağından korkakarak bi yardım eli arıyor. En samimi arkadaşı da ben değilim ama beni arıyor. Ve ben soruyorum Neden Ben?
Kıza bişey olmadı. İki gün sonra geldi okula. Ve biz bu konu hakkında hiç konuşmadık.
.....
Aradan yıllar geçti. Bendeniz sanırım lise sondaydım. Bir arkadaşıma gittim kalmaya. Ve o gece sabaha karşı yine korku dolu bir sesle uyandırıldım. "Ya ben çok korkuyorum." Niye neoldu ki?" Bu bizim akıllı eline geçirdiği ağrıkesicileri yuvarlamış. Gözlerimi faltaşı gibi açıp içimden "Yine mi?" dediğimi hatırlıyorum. Ama bu seferki arkadaş profesyonel. Amacı intihar değil. Sadece fenalaşııp hastaneye kaldırılmak. Böylece rapor alıp o günkü sınavlardan yırtabilecek. Saatlerce de çalışmıştı halbuki. Beni de uyandırıyoki eğer birden bire kendinden geçerse ben haber veriyim diye. Ben kafayı yiyorum tabi, çıldırıcam. "Kızım sen manyak mısın?" "Böyle iş mi olur?" Ailesi alt katta. Biz yarıyarıya boş olan dairede bir o yana bir bu yana koşturuyoruz. Uyku sersemi aklıma bişey de gelmiyo ki ama korkutuyorum bunu. "Öyle kafana göre hap içiyosun; ya böbreklerin iflas ederse. Hemen de anlamazsın. Ya beynin hasar görürse?" falan. Bişey bildiğimden değil. Maksat küçük hanımı ikna etmek. Neyse biraz sonra onun aklına geldi de gitti parmak salıp boğazına, çıkarttı ne var ne yok. Sabahta semt polikliniğine gittik koşar adım. Rapor alcaz ya. Ondan sonra ne oldu hatırlamıyorum. Ama bu kız öyle saf bi tipte değil he. Çok başarılı. 95 alınca niye 100 almadım diyen tiplerden. Severim kendilerini.
.......
Ve hayatımın dönüm noktası. Hayatta en sevdiğim varlıklardan biri daha bana bunu yaptı. Ama bu sefer o söylemedi ben anladım. Ve onun durumu ciddiydi. Hastanede yattı bir müddet. Farketmeseydim neler olurdu düşünmek bile istemiyorum.
İşte böyle.... yazıya başlarken sonunu espriyle bitiririm diye düşünürken şu sonuncusunu yazınca yine o güne döndüm ve allak bullak oldum. Umarım bir daha böyle bir şey yaşamam. Herkese çok sağlam sinirler diliyorum Allah'tan.
Ve çevrenizdekilere dikkat edin. Benim bir anlık uyanıklığım bir hayatın kurtulmasına vesile oldu.
Sevgiler, saygılar...
Yıkıldığımız zamanlarda olur muhakkak. Savaşmayı bırakıp bir kenara çekiliveririz. Uzaktan bakarız hayatımıza. Nedir? Değer mi? Nereye kadar? Ne uğruna? Bir sürü soru kafamızda kemirir sabrımızı. Kimilerimiz bunu bir dinlenme ve sorumluluğunu daha büyük bir aşkla kucaklamak için verilmiş bir mola gibi kabul edip döner yeniden meşguliyetine.
Ama kimileri bu kadar çabuk toparlanamaz. Ve başlar sormaya: Neden ben? Neden ben?
Alır başını gider bazısı nereye gittiğini bilmeden.
Bazısı da .........
Evet benim "neden ben?" dediğim konu bu ikinci bazılarıyla ilgili...
....
Ortaokula gidiyordum. Sıradan birgün. Sınıftan bir arkadaşım aradı. Korku doluydu sesi. "Ben bir sürü ilaç içtim" Tabi inanmadım hemen. "Beni işletiyosun. Yalan söylüyosun." Yaklaşık bir 5 dakika ikna etmeye çalıştı beni. İnanasım gelmiyordu. Ama ya sırf ben ona inanmadığım için geç kalınmış olursa diye düşünmeden de edemiyordum.
Ne yapacağımı şaşırdım. Belki bir yarım saat dil döktüm. Ailesinden kimse yok evde. Ben de sadece kızı bilir tanırım zaten. O İzmit'in bir ucunda ben bir ucunda. Aklım çıktı desem yeri var. Ben küçükken çamaşır suyu içmiştim bir kere, bilinçsizce tabi. Bol yoğurt yedirmişlerdi. O geldi aklıma. Yoğurt ye. Miden bulanana kadar bal şerbeti iç diyorum. O da yapıyor bişeyler. Anlayacağınız benim bunalımlı arkadaş hapı yutmuş pişman da olmuş ama ailesine söylerse daha beter olacağından korkakarak bi yardım eli arıyor. En samimi arkadaşı da ben değilim ama beni arıyor. Ve ben soruyorum Neden Ben?
Kıza bişey olmadı. İki gün sonra geldi okula. Ve biz bu konu hakkında hiç konuşmadık.
.....
Aradan yıllar geçti. Bendeniz sanırım lise sondaydım. Bir arkadaşıma gittim kalmaya. Ve o gece sabaha karşı yine korku dolu bir sesle uyandırıldım. "Ya ben çok korkuyorum." Niye neoldu ki?" Bu bizim akıllı eline geçirdiği ağrıkesicileri yuvarlamış. Gözlerimi faltaşı gibi açıp içimden "Yine mi?" dediğimi hatırlıyorum. Ama bu seferki arkadaş profesyonel. Amacı intihar değil. Sadece fenalaşııp hastaneye kaldırılmak. Böylece rapor alıp o günkü sınavlardan yırtabilecek. Saatlerce de çalışmıştı halbuki. Beni de uyandırıyoki eğer birden bire kendinden geçerse ben haber veriyim diye. Ben kafayı yiyorum tabi, çıldırıcam. "Kızım sen manyak mısın?" "Böyle iş mi olur?" Ailesi alt katta. Biz yarıyarıya boş olan dairede bir o yana bir bu yana koşturuyoruz. Uyku sersemi aklıma bişey de gelmiyo ki ama korkutuyorum bunu. "Öyle kafana göre hap içiyosun; ya böbreklerin iflas ederse. Hemen de anlamazsın. Ya beynin hasar görürse?" falan. Bişey bildiğimden değil. Maksat küçük hanımı ikna etmek. Neyse biraz sonra onun aklına geldi de gitti parmak salıp boğazına, çıkarttı ne var ne yok. Sabahta semt polikliniğine gittik koşar adım. Rapor alcaz ya. Ondan sonra ne oldu hatırlamıyorum. Ama bu kız öyle saf bi tipte değil he. Çok başarılı. 95 alınca niye 100 almadım diyen tiplerden. Severim kendilerini.
.......
Ve hayatımın dönüm noktası. Hayatta en sevdiğim varlıklardan biri daha bana bunu yaptı. Ama bu sefer o söylemedi ben anladım. Ve onun durumu ciddiydi. Hastanede yattı bir müddet. Farketmeseydim neler olurdu düşünmek bile istemiyorum.
İşte böyle.... yazıya başlarken sonunu espriyle bitiririm diye düşünürken şu sonuncusunu yazınca yine o güne döndüm ve allak bullak oldum. Umarım bir daha böyle bir şey yaşamam. Herkese çok sağlam sinirler diliyorum Allah'tan.
Ve çevrenizdekilere dikkat edin. Benim bir anlık uyanıklığım bir hayatın kurtulmasına vesile oldu.
Sevgiler, saygılar...
9 Ocak 2007 Salı
meleğim
Bakınız... Bu da benim meleğim. Bitanem. Canımın ciğerimin köşesi. Bizim 6 numaralı küçük kardeş. Kendileri 1994 yılında 6.5 aylıkken dünyaya geldi. 1 kilo 150 gramdı ağırlığı. Anne karnında 3 kez kalbi durduktan sonra merhaba dedi, sımsıkı tutundu hayata. Başında serum takılan yerler saçsız. İnsanın dokunmaya korkacağı kadar küçüktü. Bu büyük hali. 21 gün küvezde kaldı. 21 günün sonunda onu bize teslim eden doktorlar. 1 hafta sonra ki kontrolde bebişimizi canlı gördüklerinde şaşırıp kalmışlardı. Yaşamasından umutları yokmuş meğer. Kanındaki mikrobik hastalık ve solunumundaki yetersizliğe rağmen olmuştu işte. Bizim bir damla bebişimiz bir mucizenin ucundan yakalayıvermişti. Allah gün vermiş tabiki ondan.Kıyafet bile olmuyodu bu bizim bızdığa. Yeni doğmuş bebek zıbınları boyunun iki katıydı. Ve biz uzun süre ona ismiyle hitab edemedik. Bebek aşağı bebek yukarı. 2 ayın sonunda resmi ismine kavuştu. Onu ilk kucağıma aldığım anı hatırlıyorum da o kadar küçüktü ki sanki dokunmamızla bir yerleri kırılcakmış gibi. Ama oldu işte. Büyüdü bızdık. Canım kardeşim, Mervem. Seni çok seviyorum.
(Yakında bunun bi büyüğü hakkında da bişeyler yazmam gerekecek. Kendileri Merve'den 9 yaş büyüktür ama kapris yapıyo. Ondan daha hiç bahsetmedim diye. Beni beğenmiyor musun? deyip duruyo. Çok yakında '''Tuba adlı küçük eşkiya''')

